Üzülerek söylemeliyim ki bu dünyada Timaş adında bir yayınevi var. Bugüne kadar gerçekleştirdiği birkaç iyi şeyin [1] yanında elini uzattığı alanı kurutan, dokunduğu yazarı perişan eden, okuru mahveden öyle garip bir yayınevidir –alanı kurutan derken tasavvufu bestselır hâline getirmeye çalışması, dokunduğu yazar derken Mustafa Armağan’ı, okur derken de birkaç iyi adamı düşünerek bu ifadeleri kullandığımı belirtmeliyim.
Bu yazıdaki mevzubahsimiz ise Timaş’ın yakalayabildiğimiz son bombası. Malumunuz Sûfi Kitap bir Timaş yayın organıdır. Bugüne kadar iyi kitaplar basmıştır ve basmaktadır. Yatarken bile yanıbaşımızdan ayırmadığımız kitapların yayınevi Gelenek’in en nadide eserlerini yeniden basmış ve kitaplar adına üzülsek de yeni baskılarının okuyucuyla buluşmasına sevinmiştik. Postmodern tasavvuf sohbetlerinden, Cebrâil’in Kanat Sesleri’nden, Claude Addas’ın İbn Arabi çözümlemesinden Hikem-i Ataiyye şerhine kadar müthiş kitaplar vardır bu listede. Örneğin Martin Lings’in neredeyse 30 yıldır baskısı yapılmayan bir kitabını da yeni çevirisiyle sunmuştur Sûfi Kitap. Bu eşsiz çalışmanın…
Ehem… Burada bir ara vermenin karşı konulmaz baskısı altındayım. Evet, Sûfi Kitap Martin Lings’in o eşsiz kitabını yeniden kazandırmıştır Türkçeye. Ancak dikkat edin, yayınlayan Sûfi Kitap, yani Timaş. İşkillenin biraz, bu mükemmeliyetin içinde Timaş faktörünün yayın hayatına katabileceği ahlaksızlıkları, pardon güzellemeleri bir düşünün. Aklımıza neler neler geliyor değil mi? Durun ama, bu sefer müthiş bir bomba patlıyor Türkiye’de yayıncılığın tam ortasına.
Yayıncılıkta Yeni Dönem: Yırtınız Fikirleri
Yayıncılıkta yeni dönem şu: Çok sevdiğimiz, bayıldığımız, bizim yayınevimize prestij katacak ahan da bu dediğimiz yüce şahsiyetlerin kitaplarını eksiksiz çeviriyoruz, ardından fikrini beğenmediğimiz bir yer olursa o sayfayı büyük bir ustalıkla yırtıyoruz.
Şimdi işin aslı şu: Martin Lings’in şeyhi Şeyhu’l-Alevî üzerine kaleme aldığı Yirminci Yüzyılda Bir Veli adlı harikulade eser, Betül Özel Çiçek çevirisiyle 2009 yılında yeniden yayımlanmış ve yayınevinin bu atağı büyük takdir toplamıştı. Ancak sorun şurdaki çevirmen Betül hanım, haddini aşarak sayın Lings’in olur olmaz her yazdığını çevirmiş. Örnekle pekiştirelim: Sayfa 110, “…başka hiçbir şeyde rahat bulamadım.” cümlesiyle sona eriyor. Devam edelim. Sayfa 111’e geçelim. Ha durun! Kitabın elinizdeki kopyası, editörün o hırçın tavrından sonraki baskısına isabet etmişse, sayfa 111’e geçemeyeceksinizdir. Hırçın tavırdan önceyse elinizdeki, devam edelim.
Bu bölüm Şeyh’in otobiyografisinden alıntılanmaktadır ve Şeyh, İstanbul’a gelişini anlatmaktadır. Türkçe anlaşamamasından filan dert yanarken konu bir seyyiddi, başşehirdi, halifeydi derken Jön Türklere geliverir. Sayın Alevî tehlikeli sularda dolaşmaktadır, aman dikkat hocam! Jön Türklerin rönesans, reform ve vatanperverlik gibi kavramları kullanarak ne yapmak istediklerinin ayan beyan ortada olduğunu belirten Şeyh, bu konudan uzaklaşmayı tercih eder bir anda. Canı gerçekten de sıkkındır demek ki: “Ama bu konuda daha fazla konuşmayacağım: Kemalistlerin yaptıkları şeyler, bu onur kırıcı hareketin izini adım adım takip etmeyi manasız kılıyor.” [2]
Elinde kitabı olanlarla okumaya devam edelim. “Burayı çıkartsak mı?” “Kemalistlerin yaptıkları şeyler, bu onur kırıcı hareketin izini adım adım takip etmeyi manasız kılıyor.” Bu cümleye dikkat çekiyor editör aslen. Ancak baskıda görülüyor ki, bırakın o cümleyi, editörün öneri görünümlü ikazı dahi sayfada ayan beyan. Bu sefer cümleyi çıkarmak yetmiyor, tüm kopyalardan o cümlenin bulunduğu sayfa (112 ve arkasına denk gelen 111) yırtılıp atılıyor.
Son okuma sırasında buraya iliştirilmiş olmalı bahsi geçen not. Tabi bu not sadece çevirmene değil, sadece bize de değil; belki de tüm TC tarihinde müslüman olması karşılığında zulüm gören din mazlumlarına. Takkesi çıkarılan, sesi kesilen, başı kesilen tüm din mazlumlarına. Tüm din mazlumlarına utanç duyulası bir not bu sayın editörden: “Burayı çıkartsak mı?”
Evet, üzülerek söylemeliyim ki bu dünyada Timaş adında bir yayınevi var. Ve yine üzülerek söylemeliyim ki bu yayınevinin böyle çığır açan editörleri var. İki cümle için düştüğü notun baskıda çıkmasından duyduğu endişe sonrası hırçınlıkla tüm satışa sunulmuş kitaplarında o sayfayı yırtan yüce bir editörü var en azından. Ha takkesi çıkarılan bir hoca, ha kesilen bir baş; ha kesilen bir baş, ha koparılan bir fikir.
Bu yayın ahlaksızlığının önüne nasıl geçilebilir diye düşündük ve en iyi yolun eksik sayfaları sizlerle paylaşmak olduğuna karar verdik. Kitap eksik, bari yazımız eksik kalmasın.
-Sayfaların çözümlenmiş tam metni için bkz. “Yirminci Yüzyılda Bir Veli” Kitabında Sansürlenen Sayfaların Tam Metni
…
Abdullah Başaran
[1] Bu iyi şeylerden yalnızca ve yalnızca bir tanesi, enternasyonel bestselır olarak pazarladığı Serdar Özkan’ın Kayıp Gül adlı kitabının ikincisini basmamasıdır.
[2] Bu mesele dipnotluk bir mesele değil ancak konumuz Timaş baskısı olduğundan ötürü burada bahsetmeyi daha uygun gördüm: Kitabın 1982 Yeryüzü Yayınları baskısında bu kısım zaten hiç mi hiç yoktur. “Aman hocam, gel etme eyleme, sen bizi gör biz de seni görelim, bu iki cümleyi yazmamış ol, biz de şu kitabı Allah’ın inayeti sayesinde basalım.” Vesselam.

![yirminci yüzyılda bir veli eksik sayfa 1 [111. sayfa]](http://farzimuhaldotcom.files.wordpress.com/2012/02/yybv-eksik1.jpg?w=173&h=300)
![yirminci yüzyılda bir veli eksik sayfa 2 [112. sayfa]](http://farzimuhaldotcom.files.wordpress.com/2012/02/yybv-eksik2.jpg?w=175&h=300)
sen bu timaş’ı kapattıracan en sonunda.
Yazık, mütercim hanımefendiyi İsam’dan tanırım, kitabın yeni tercüme ve baskısı için de çok sevinmiştim ve Timaş beni şaşırtmıştı bu yayınlarıyla.
Kitabın 82 Yeryüzü baskısına göz attın mı, aynı baskı 88′de de İşaret’ten çıkmış, onlarda durum nasıl aceb? Ben Yeryüzü’nden okurken bir eksiklik hatırlamıyorum; tabi sayfa yırtma yerine bölümü çıkarıp kamufle ettilerse bilemem.
Dipnot 2′de Yeryüzü baskısından bahsetmiştim Bilal ağbi, elimde yalnızca o mevcuttu. Ancak İşaret baskısı elimde olmadığından ötürü ona bakamadım.
o kısmı ben “Yöneliş” diye okudum nasıl olduysa, eyvallah. Yeni baskının traşsız versiyonundan edinmeye çalışacağız bu durumda.
Timaş’tan ağzı yanmış bir acemi yazar adayı olarak dahi şaşırdım,bütün yazınızı okuyunca. Yuh yani,desem ayıp olur mu acaba:)
Asil sacma olan su ki, 1909-1910 yillarinda Kemalizm’den bahsetmek anakronizm yaratmaz mi? O kisim dikatinizi celb etmedi sanirim…
Farzımuhal’in en kıymetli yazısını yazmış Abdullah. Tebrik ediyorum.
Pingback: SUFİ KİTAP SAYFA DA YIRTIYOR | Edebistan.com - Edebiyat
Pingback: “Yirminci Yüzyılda Bir Veli” Kitabında Sansürlenen Sayfaların Tam Metni « Farzımuhal